Yazı kategorisi: Çeşitli Konular, Gündem, Genel

Geçmişten Günümüze Amerika Birleşik Devletleri’nde Irkçılık

Dünya ve insanlar her geçen gün gelişimini sürdürmekte. İnsanlar her ne kadar gelişse de bazı bağnaz düşüncelerini bırakmıyorlar. Değişen dünya düzenine rağmen dünyanın çoğu bölgesinde değişmeyen bir durum var ; Irkçılık…

Irkçı, insan ırklarının birbirlerine üstünlüğünü temel alan ırkçılık felsefesini benimsemiş kişilere verilen addır. Irkçı insanların göstermiş olduğu bu tutuma ise “ırkçılık” adı verilmektedir.

Yukarıdaki tanımdan yola yola çıkarsak ırkçılığın insanî, dinî ve temel evrensel değerlerle bağdaşmadığını söyleyebiliriz. Tüm bu değerler insanın/insanlığın hak ve özgürlüklerini koruyan değerlerdir. Dolayısıyla ırkçılık insanları birbirinden uzaklaştıran, ötekileştiren, sevgiyi değil nefreti besleyen, hastalıklı bir anlayıştır. Irkçılık dünya var olduğundan bu yana farklı biçimlerde var olagelen bir tutumdur aslında. Bu tutum bazen efendi-köle, bazen yerli-yabancı. Bazen de Amerikan tarihinde olduğu gibi siyah-beyaz ayrımcılığı şeklinde hep var olmuştur. Öyle görünüyor ki dünya döndükçe ve insanlar yaşadıkça da var olacaktır.

Avrupalıların istilasıyla keşfedilen Amerika, yine Avrupalıların özellikle Afrika kıtasındaki sömürgelerinden gemilere doldurarak getirdikleri insanların köle olarak kullanıldığı ve her türlü kötü muamelenin yapıldığı bir yer olmuştur. Geniş Amerikan topraklarını işlemek, demir yolu yapımı ve benzeri en ağır işlerde çalıştırılmak üzere ticari bir mal olarak alınıp satılan bu insanlara olan ihtiyaç gün geçtikçe artmıştır. Afrikalılara yapılan bu zulüm ve işkenceler, yüz binlerce insanın ölümüne neden olmuştur. Fazla eğitimli olmayan bu insanlar aynı zamanda savaşlarda da öne sürülerek adeta bile bile ölüme gönderilmişlerdir. Diğer ırklardan olan Amerikalılarla karşılaştırıldıklarında siyahileri maruz kaldığı ırkçılık (ayrımcılık) açık bir şekilde görülmektedir. Örneğin, belli hakları kazandıktan ve kölelikleri sonlandırıldıktan sonra bile, siyahiler beyazlara aynı bölgelerde değil kendilerine ayrılan bölgelerde yaşama koşulu getirilmiştir. Sağlık, eğitim, iş ve toplu taşıma araçlarının kullanımı konusunda bile ayrımcılığa uğrayan siyahi Amerikalılarla, genellikle ya hiç hizmet alamamış ya da çok kötü koşullarda en kalitesiz hizmetleri almışlardır. Köleliğin kaldırılmasından sonra, kölelik sebebiyle oluşan olumsuz durumunun iyileştirilmesi ve hakların elde edilmesi için büyük mücadeleler verilmiştir. Bunları kısaca sıralamak gerekirse; Lincoln’ün köleliğin kaldırılması yönündeki girişimleri ve sonrasındaki yasa değişiklikleri, Harvard’da doktorasını alan ilk siyahi olan William E. B. Dubois’in söylemleri, Rodney King’in maruz kaldığı polis şiddetinin siyahiler arasında yol açtığı infial ve ardından yapılan düzenlemeler, Rosa Parks’ın halk otobüsünde uğradığı ırkçı tutum karşısındaki direnişi ve “I have a dream!” (Bir hayalim var!) söylemiyle hafızalara kazınan Martin Luther King’in efsanevi mücadeleleri ilk akla gelen örneklerde.1 Elbette her demokrasi mücadelesinde olduğu gibi siyahilerin mücadelesinde de birçok sancılı evre yaşanmıştır. Örneğin kölelik yasal olarak kaldırılmış olsa bile siyahiler ekonomik özgürlükleri olmadığı için yine köle gibi çalışmak zorunda kalmıştır. Ekonomik özgürlüklerin az da olsa kazanılmasından sonra, bu kez de halk arasında aşağılama eğilimi devam ettiğinden, siyahiler toplumda sosyokültürel, ekonomik ve siyasi alanda yine ikinci sınıf insan muamelesi görmekten kurtulamamışlardır. Amerika’daki siyahilerin daha insancıl bir yaşama kavuşmaları kademe kademe çok yavaş olmuş ve siyahi bir başkan olan Barack Obama’nın seçilmesini sağlayan uzun ve zorlu bir mücadele ile sürdürülmüştür. Sonradan kazanılan haklarla siyahiler Amerika’ya edebiyat, sanat, bilim ve siyaset alanlarında çok önemli katkılar sağlamıştır. Bu bakımdan Amerikalı siyahilerin demokrasi mücadelesi tüm dünyaya örnek olacak niteliktedir.

Yoksulluk içinde doğan, küçük yaşta annesini ve kız kardeşini kaybeden, günlerini kuru ekmek yiyerek geçiren ve yeri geldiğinde iş yerindeki çalışma masasında uyuyan başarılı Avukat Abraham Lincoln’ün sahneye çıkışı, ABD’deki kölelik sorununda önemli bir dönüm noktası olmuştur. ABD başkanı olmadan önce de eşitliğe önem veren Lincoln, köle ticaretinin yasaklanmasını savunmuştur. 1860 yılında Amerikan seçimleri yapılmış ve cumhuriyetçilerin adayı Lincoln, rakibi Douglas’ı yenerek başkanlık koltuğuna oturmuştu. Ayrılık yanlışı olan adaylar bu seçimlerde pek çok yerde çok az oy alabilmişti. Köleliği kaldırma yönünde büyük çabaları olan Lincoln’ün başkan seçilmesi, ırkçı gruplar arasında büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu gelişmeler Amerika için iç savaşın başlamasına sebep olmuştur. 1865 yılında Lincoln köleliği resmen kaldırdı. Ancak bu her ne kadar büyük bir adım olsa da kölelerin sorunlarını çözmek için yeterli değildi. Çünkü insanlar yasayla kölelikten kurtulsalar da ellerinde hiçbir şeyleri olmadığından toplumun en yoksul kesimini oluşturuyorlar.2

ABD’de yaşanan iç savaş ve sonrasında köleliğin kaldırılması, siyahilerin sorunlarını tan olarak çözememiş ve insanlar sosyoekonomik, hukuki ve siyasi alanda birçok ayrımcılığa uğramaya devam etmiştir. Bu sıkıntıların sonlanması zorlu bir süreci ve uzun süren mücadeleleri gerektirmiştir. Siyahilerle ilgili hukuksal alanda 14 ve 15’inci anayasal düzenlemeler gibi birçok olumlu adım atılmıştır. Bu yasal düzenlemelerin hemen hepsi siyahilerin maruz kaldığı ırkçılık/ayrımcılık sürecinde verdikleri mücadeleler sonucu olmuş, hak ve hürriyetlerin kazanılması uzun zaman almıştır. Örneğin, ilk siyahi üniversite öğrencisi James Meredith’in üniversiteye girmek için ortaya koyduğu çabalardan tutun da otobüste uğradığı ırkçılık karşısında kararlı davranarak direnen Rosa Parks’ın yaşamış olduğu olaya kadar, siyahiler hak ve hürriyetlerini kazanabilmek için son derece meşakkatli zamanlardan geçmiştir. Amerikalı siyahi bir kadın olan Rosa Parks, bir gün Montgomery’de otobüse bindi. O otobüste bir beyaz, beyazlara ayrılan yerde yer bulamayınca, siyahilere ait bölümde oturmakta olan Rosa Parks’tan koltuğundan kalkıp kendisine yer vermesini istedi. Şoför de kalkması için uyardı ama Parks yerinden kalkmadı. Tutuklandı ve hapse girdi. Olaydan sonraki bir yıldan daha uzun bir süre boyunca siyahiler otobüslere binmediler, her yere yürüyerek gittiler. Protesto eylemleri bir yıl sonra sonuç verdi. ABD Federal Mahkemesi, otobüslerdeki bu uygulamayı yasakladı. Ama Rosa Parks Alabama’da beyazlar tarafından dışlandığı için kuzeye taşınmak zorunda kaldı. Aynı tarihlerde Alabama valisi, siyahileri üniversitelere almama gayreti içindeydi. Büyük olaylar patlak verdi. Martin Luther King’in başını çektiği giderek büyüyen hareket 1964’te çıkarılan yasa ile başarıya ulaştı. Rosa Parks bu direnişin sembolü haline geldi.

Bu sürecin en dramatik boyutu da verilen hak mücadelesi sırasında hayatını kaybeden, cinayetlere kurban gidenlerdir. Bunlardan biri olan Nobel ödüllü insan hakları savunucusu Martin Luther King’in siyahilerin davasına yapmış olduğu katkılar, siyahilerin durumunu düzeltmede öncülük yapmış ve birçok yasa çıkarılmıştır. 1986’dan beri her yıl Ocak ayının üçüncü Pazartesi günü ABD’de Martin Luther King’in doğum gününde medeni haklar lideri ve yaşamı boyunca savunduğu idealler anılıyor, konuşuluyor, King’in barış sevgisi dile getiriliyor. Fakat geçtiğimiz günlerde de gördüğümüz üzere hala ABD’de ırkçılık ve siyahilere karşı zulüm bitmiş değil. ABD’deki siyahilerin son çeyrek yüzyılda karşı karşıya kaldığı ayrımcılık olaylarından biri de 1991 yılında yaşanmıştır. Siyahi Rodney King’in maruz kaldığı polis şiddeti karşısında açılan dava, tüm delillere rağmen polis memurlarının suçsuz bulunmasıyla sonuçlanmıştır. Bu karar büyük Los Angeles olaylarına sebebiyet vermiş ve siyahiler yaşadıkları ırkçılık/ayrımcılık politikalarını protesto etmişlerdir. Aslında Rodney King olayında yaşananların benzerleri günümüzde hala yaşanmaya devam etmekte ve bu konu ABD açısından önemli bir sorun olarakdevam etmektedir. ABD tarihinde ilk siyasi başkan adayı olan Barack Obama’nın Amerikan Başkanlık seçimlerini kazanması, ülkede büyük heyecana sebep olmuş ve ırkçı politikalara karşı elde edilen büyük bir başarı olarak gösterilmiştir. Obama’nın seçilmesi, ABD’nin ırk ayrımcılığında geldiği durumu göstermesi açısından önemlidir. Her ne kadar söylenmese de ABD tarihinde ilk kez bir başsavcının siyahi Amerikalıların arasından seçilmesi ve sonrasında yine siyahi bir kadının başsavcı olması da ülke tarihi açısından çok önemli gelişmelerdir. Son olarak günümüzde Amerika’da siyahilere yönelik polis şiddeti, siyahilerin yaşadıkları işsizlik sorunu ve ekonomik problemlerin devam ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ülkede hukuki ve ekonomik sorunların çözümü için atılacak adımların yanı sıra siyahiler lehine uygulanacak pozitif ayrımcılık politikalarının, toplumsal huzurun sağlanmasında önemli psikolojik etkileri olacağını düşünüyorum. Sonuç olarak toplumların birbiriyle uyumunu, barışını sağlayacak gerçekçi politikalar izlenmesi ve beyazları siyahilerle eşit koşullarda yaşamaya ikna edecek adımların atılmasının da ayrıca önemli olduğu kanaatindeyim.

KAYNAKÇA:

1. Baransel Mızrak, İnsani ve Sosyal Araştırmalar Merkezi(İNSAMER).

2. Ö. Faruk Reca, Zorluklara Rağmen Başaranlar, Ankara: Tutku Yayınları, 2010,s.21.

Doğa Suden

29 Mayıs 2020 19.00

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s